Embed

ARI ŞEHRİNİN TEMEL TAŞLARI, ARI EVİ

ARI ŞEHRİNİN TEMEL TAŞLARI, ARI EVİ

 

Sosyal bir yapıya sahip bal arıları koloniler halinde yaşamını sürdürmektedirler. Bir ana arı, on binlerce işçi arı ve birkaç yüz erkek arıdan oluşan kolonide, olağanüstü düzeyde ve katı bir şekilde hiyerarşik yapı bulunmaktadır. Ayrıca kendi yaşamlarına uygun bir düzen ve yaşam ortamına sahiptirler. Tamamen bedenlerinden salgıladıkları balmumu ile ve belli bir ölçüye göre inşa edilmiş petekler üzerinde yaşamlarını devam ettirmektedirler. Birkaç peteğin birbirine paralel bir şekilde bir araya gelmesinden oluşan bu yapı bir nevi  "arı evi" olup "kovan" adı verilmektedir.

Yeryüzünde yaklaşık olarak yüz milyon yıldır bulunmakta olan bal arıları insanoğlunun egemenliğine boyun eğmeden önce tamamen doğal koşullarda yaşamakta olup bir ağacın dalında veya kovuğunda, bir kayaya asılmış veya gizlenmiş bir şekilde yaşamını devam ettirmekte idi. Doğal düşmanlarına karşı korunma ve olumsuz çevresel koşullardan en alt düzeyde etkilenme güdüsü yer seçimi üzerinde birinci derecede etkide bulunmaktaydı. Ne zamanki bal elde etmek amacıyla insanlar tarafından keşfedildiler, ondan sonra bal arılarının yaşamı değişti ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmamaya başladı.

Kendi yaşamlarını daha fazla dünyevi kazanım üzerine kuran insanoğlu, arıların dünyasını da bu ölçüt çerçevesinde yeniden düzenlemeye başladı. İlk aşamada arıların ulaşılması zor olan yerlerden alınarak, ulaşılması kolay olan yerlere konulması sağlandı. Bunun için sepet kovan, ilkel kovan veya kara kovan dediğimiz kovanları kullanmaya başladılar. Aslında bu kovan tipleri insanoğlunun ve bal arılarının uzun asırlar boyunca gereksinimini karşılamakta idi. Ancak arıların dünyasına müdahalede bulunma, hatta şahsi çıkarlarımız uğruna bu dünyayı tanzim etme düşüncesi modern kovanlara geçişi zorunlu kıldı. Bu nedenle insanların dünyasındaki Barok ve Rokoko tarzı mimari üsluplar gibi Langstroth ve Dadant tipi kovanlar geliştirildi. Temelde birbirine benzer olmakla birlikte her bir kovan tipinin boyutları ile kovanın kullanıldığı bölge ve amaç farklı idi.

Bu kovanlar arının doğal yaşamına uygun olması nedeniyle genellikle çam kerestesinden yapılmakta idi. Ancak çağdaş ekonomik düzenin tüketim temelli yapısına paralel olarak bu kovanlar da uzun bir zaman sonra modifikasyona uğramaya başladı. Strafor ve plastik kovanlar her geçen gün gündemde yer almaya başladı. Hatta günümüzde gelinen noktada gıda ambalajında kullanılan plastikten üretilmiş konforlu ve gösterişli kovanlar bir kısım arıcılar tarafından kullanılmaktadır. İnsanoğlunun mağaradan gökdelene uzayan konut evriminden bal arıları, insan eliyle de olsa nasibini almakta idi. Kovanın yapıldığı malzemedeki değişim süreci kovan iç tasarımının yapılmasında da etkili olmaktaydı. Tıpkı insanoğlunun yaşam alanını yazın serinleten kışın ısıtan yapılarla donatması gibi arıları kışın sıcak tutacak ısıtma sistemi ile yazın serinletecek klima sistemi gibi yapılar da oluşturulmaya başlanmıştır.

Yapı tasarımı konusunda insanoğlunun evrimi ile bal arılarının evrimi benzer süreci izlemektedir. Bu noktada bal arılarının evi olan kovanın dış yapısı ile kovan içerisinde bulunan peteklerin yapısı oldukça dikkate değer özelliklere sahiptir.

Arıların tüm yaşamını üzerinde geçirdiği petekler bal arılarının karın halkalarının arasında bulunan balmumu salgı bezlerinden salgılanan saf balmumu ile inşa edilir. Bir kilogram balmumu üretebilmek için bal arılarının tüketmek zorunda oldukları balın miktarı ortalama onbeş kilogramdır. Bal arıları ürettikleri bu balmumlarını çeneleriyle şekil vererek altıgen yapıdaki petekleri oluştururlar. Bu peteklerin yapılması ve hesabı mucizevi özelliklere sahiptir. Peteklerin her tarafının, arı besinlerinden olan bal ve polen depolanacak yapıda olması kullanım etkinliğini artırmaktadır. Ancak peteğe yavru büyütme noktasından bakıldığında oldukça ilginç bir yapı ortaya çıkmaktadır. Peteklerde ana hatlarıyla iki tip petek gözü bulunmaktadır. Peteklerin alt kısımlarında erkek arı yetiştiriciliği yapıldığı için işçi arılar tarafından buraya çapı 6.9 mm olan petek gözleri yapılmaktadır. Peteğin diğer taraflarında ise kovan için daha değerli birey olan işçi arıların yetiştirileceği ve 5.4 mm çapındaki işçi arı gözleri yapılır. Ana arının yetiştirileceği gözler ise gereksinim halinde yapılan 9 mm çapındaki çok özel gözler olup petekte bulunan gözlerin büyütülmesi ile oluşturulur. Çerçevelerin her iki yüzü de bu tip yapılarla doludur ve yer israfı söz konusu değildir.

Arılar tarafından oluşturulan her bir petek paralel bir şekilde yan yana getirilir ve arı kolonilerinin yaşam ortamı oluşturulur. Peteklerin yan yana gelmesinde temel kural da iki petek arasında iki arının sırt sırta çalışabileceği kadar bir aralık bulunmasıdır. Tıpkı çift şeritli yolda iki aracın yan yana geçmesi ve birbirini rahatsız etmemesi gibi.

Peteklerin düzenlenmesinde dikkat edilen bir diğer husus ise yetiştirilecek yavrunun güvenlik ve sağlığıdır. Bu nedenle orta kısımda bulunan petekler bu amaçla kullanılırken diğer petekler ise daha çok besin depolama amacıyla değerlendirilir. Tıpkı insanoğlunun evlerinde olduğu gibi, evin en sıcak ve korunan yerinin çocuk odası için kullanılması gibi.

Arıların evinin inşasında dikkat edilecek bir başka husus ise sıcaklık ve soğuktan, rüzgâr ve yağmurdan arı kolonisinin korunacağı şekilde üretilmeleridir. Kovanların ön kısmında bulunan uçuş deliği dışında kovanda bulunan çatlak veya açıklıklar bu anlamda tehlike noktalarıdır. Bal arıları fazladan güç ve malzeme harcayarak bu açıklıkları ya kapatma ya da güvenliğini sağlamaya çalışmaktadırlar. Ancak uçuş deliğinde çok özel bir çalışma yaparlar. Bitkilerden topladıkları propolis adı verilen yapışkanımsı bir madde ile uçuş deliğini tıpkı Kapadokya yöresindeki yeraltı şehirlerinin dehlizleri gibi yaparlar. Dışarıdan gelen arıların bir açıklıktan içeri girmeleri ve kontrol edilmeleri sağlanır. Askeri bir deha unsuru gibi hareket eden arılar sınırlarından olası sızmalara karşı kendilerinin kontrol altında tutabileceği sınır geçiş yerleri oluşturmakta ve dar bir koridordan kontrolü sağlamaktadırlar. Uçuş deliğinin dışarıya bakan ön kısmı aynı zamanda koloninin genç arılarının evden fazla uzaklaşmadan oynadığı ve ilk eğitimlerinin verildiği kısımdır. Bu kısım geleneksel mahalle yapısında her evin önünde çocukların oynayabileceği bir açık alan gibi işlev görmektedirler.

Kovan içerisinde sağlık koşullarının tam ve eksiksiz yerine getirilmesi amacıyla, propolis adı verilen ve insanlık tarihi boyunca her türlü mikrop öldürücü olarak kullanılan bu madde ile kovanın tüm parçaları arılar tarafından sterilize edilmektedirler. Böylece çok değerli ve besleyici özelliğe sahip besinlerle dolu kovan içerisinde mikrop üremesine izin vermemektedirler. Günümüzde yüksek teknolojiye sahip hastanelerde uygulanan ve her şeyi sterilize etmeye yönelik uygulamayı bal arıları yüz milyon yıldır kendi evlerinde rutin olarak yapmaktadırlar. Hele arıların dışkılama gereksinimi durumunda kovan dışına gitmesi ve hasta olmadığı takdirde kovan içini pislememesi oldukça anlamlıdır.

Arıların kolonideki sayısının artması sonucunda petekler de yetmemekte, bu durumda kovanlara kat atılmaktadır. Zamanla kovanlar iki, üç, dört, hatta daha fazla katlara yükseltilmektedir. Apartman katlarında sayı arttıkça insanlar arasındaki ilişki zayıflamakta, hatta kopmaktadır. Zaman zaman komşuluk hukukunun ortadan kalkmasına bağlı olarak olumsuz durumlar yaşanmaktadır. Bal arısı kovanlarına kat atılması da zamanla birtakım benzeri sorunlara yol açmaktadır. Bu durumda en uygun kat yüksekliği iki veya üç olarak belirtilmektedir. Ne ilginç tesadüftür ki insan yaşamında da en uygun ve rahat edilen ev modeli en fazla iki veya üç katlı evlerdir. Zira bal arılarında olduğu gibi insan yaşamında da her şeyin kontrol altına alınması, kolay erişilebilir olması ve işgücünün minimum kullanılarak en üst düzeyde fayda sağlanması amacıyla fazla katlı evler önerilmemektedir.

Arıların evi olan kovan aynı zamanda arıların çalışma alanını da belirlemektedir. Koloniye ait arılar her ne kadar beş kilometre uzağa gidebilseler de genellikle bir kilometre yakında besin toplamaktadırlar. Bal arıları kovana getirdiği besinin uzaklık ve elde ettiği besinin kalitesine göre maliyet hesabını yapmakta, uzaklara gitme eğiliminde olmamaktadır. Tıpkı insanoğlunun işyerine yakın yerleşim yeri seçmesi ve ulaşım maliyetini düşürerek elde ettiği maaştan daha fazla yararlanmak istemesi gibi hareket etmektedirler. Bugün özellikle büyük şehirlerde çalışan insanların bu maliyet hesabını yapmamaları durumunda büyük kayıplara uğradığını düşündüğümüzde bir böceğin bu davranışının ne kadar anlamlı ve hayret verici olduğunu görmekteyiz.

Arı evlerinde böyle bir iç düzen olmakla birlikte pek çok arı kovanının bir arada bulunduğu ve "arı şehirleri" olarak nitelediğimiz arılıklardaki yapı da oldukça ilginçtir. Normalde arılıkta bulunan arı evleri her biri birbirinden bağımsız bir şekilde hayatlarını devam ettirmektedirler. Hem de delice ve yarışırcasına. Çevrede bulunan nektar ve polen kaynaklarını sanki sadece kendisi için yaratılmış gibi sömürme eğilimindedirler. Doyma hissi olmayıp biriktirme hırsı en üst düzeydedir. Tamamen kendi ailesinin menfaati doğrultusunda hayata bakarlar. Yardımlaşma, diğergamlık gibi erdemler bu şehirde geçerli değildir. Bu şehirdeki yegâne yardımlaşma bir kovana dışarıdan herhangi bir rahatsızlık verildiğinde ortaya çıkar. Kovanına müdahale edilen herhangi bir arı, arıcıyı soktuğu zaman çevrede bulunan ve bu arının kurban üzerinde bıraktığı alarm kokusunu alan şehrin diğer sakinleri bu düşmana karşı ortak saldırı yapabilirler. Bunun dışında birliktelik söz konusu değildir.

Komşu kovan aç iken yandaki tok kovan rahatlıkla uyuyabilir. Hatta arıcı yanlışlıkla bir kovanın peteğini dışarıda bıraktıysa bu petek diğer kovanlar tarafından yağmalanarak tüm balları çalınabilir. Ayrıca yakındaki bir kovanda bulunan çatlak veya delik kapatılmadı ve sıkı korunamıyorsa, arılıktaki güçlü diğer koloniler tarafından bu kovanın tüm mal varlıkları yağmalanarak el konulabilir. Sonuçta zayıf ve korunmasız olan koloninin üyeleri ya bu savaş ortamında ya da açlıktan ölürler.

Arı şehirlerinde bulunan arı evlerinin sakinleri olan arı kolonilerinde yaşanan en ilginç olaylardan birisi de farklı arı kolonilerinin herhangi bir gerekçe ile birleştirilmeleridir. Tıpkı her bir evin kendine has bir kokusu olduğu gibi her bir koloninin de kendine has bir kokusu vardır. Bu koku nedeniyle iki koloninin bir arada bulunması olanaksızdır. Bu durum kesin savaş sebebidir ve iki taraftan biri mutlak yenilene kadar arıların kıyamı ile başlar ve birbirlerini kıyımıyla sonuçlanır. İnsanlarda bir eşin ölmesine veya boşanmaya bağlı olarak eşin yeniden evlenmesi sürecinde iki farklı aileden yeni bir aile oluşturulmasında bir ön alıştırma sürecine gereksinim vardır. Aksi halde her iki ailedeki bireylerin çatışma yaşaması kaçınılmazdır. Arı kolonilerinde de aynı durum söz konusu olup ana arısı ölmüş veya öldürülmüş bir koloni ile ana arılı başka bir koloni birleştirileceği durumda kolonilere ait koku farklılığı kavgaya neden olacaktır. Bunu engellemek için arıların ilk aşamada birbirlerinin farkına varana kadar oyalanmaları ve ısınmaları amacıyla birleştirilen kolonilere parfüm sıkılır. Parfüm kokusu geçinceye kadar kolonilerin kokusu da birbirine karışmış olur. Sonuçta dargınlık ve kırgınlık olmadan iki koloni birleştirilmiş olur. İnsanların yaşamında da iki farklı aileden yeni bir aile oluşturulması durumunda buna benzer taktikler yapılması kaçınılmazdır.

Sonuç olarak net bir şekilde görülmektedir ki evrende egemen olan ortak ölçüler, evreni yapan gücün "tek" olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle günümüzde sağladığımız bilimsel ve teknolojik gelişmelerin temelindeki "örneklerimiz ve ilham kaynaklarımız" bizim dışımızdaki canlı ve cansız varlıklardır. Bal arıları başta olmak üzere çevremizde yaşayan tüm canlılar ya evrim yönüyle ya da ortak paydalar nedeniyle bizimle birlikte bir bütünün ayrılmaz parçasıdırlar. Her şehrin ayrı bir düzeni, yapısı ve ruhu olduğu gibi arı evi ve şehirlerinin de benzer durumu söz konusudur. Ne yazık ki arıların dünyasında insanoğlunun fiili müdahalesine karşın harika yapı ve özellikler halen gözlemlenebilmekte iken insanların şehirlerinde her geçen gün yozlaşma daha fazla kendini göstermektedir.zira insan doğasına ters, fakat beşer doğasının gerektirdiği ekonomik düzen, her geçen gün bizleri estetik duygusundan uzaklaştırmakta, ev ve şehir düzeni konusunda arıları daha şanslı konuma oturtmaktadır.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !